|
.jpg)
Ulusal değerlerimizin simgesi olan ATATÜRK, toplumunu kadercilikten yaratılıcılığa, ümmetçilikten ulus düzeyine yükselten, Türk’lük bilinci ile güçlendirdiği milletini çağdaş uygarlık düzeyine ulaştırmak için her alanda bağımsızlıklığı öngören, büyük bir kurtarıcı, dünya tarihinde ender rastlanan dahi bir Lider, Çanakkale’de , Sakarya’da, Afyon’da, Dumlupınar’da ölümsüzleşen muzaffer bir Komutandır.
Ülkemiz Atatürk’ün vatanı, toplumumuz Atatürk’ün ulusu olmanın kıvancını bugün 75. yılını kutlamaktan onur duyduğumuz Cumhuriyetle yaşamaktadır.
İnsanlık, milletini karanlıktan aydınlığa çıkarmış, büyük bir devlet adamını, zaferden zafere ulaşmış bu büyük askeri, toplumuna yol göstermiş, kendini milletine adamış ve her başarıyı Türk Milletine mal etmiş olan bu büyük Önderi üstün değerleriyle tanımış ve örnek almıştır.
Bir devletin gücünü, bir devletin yüceliğini simgeleyen Ulu bir Çınar’ın bir metrelik dalının dahi kesilmesine razı göstermeyen anlayışla, “ORMANSIZ VE AĞAÇSIZ TOPRAK, VATAN DEĞİLDİR” diyerek, doğa sevgisini yansıtan çevrecilik anlayışı, Türk Milletinin gururu olan bu büyük liderin kişiliğini oluşturan etkenler arasında çok önemli bir yer tutmaktadır.
Öyle ki, günümüz dünyasının gündemini oluşturan Çevre ve Çevre korumacılığı o yılların Anadolu’sunda Büyük Atatürk’ün doğa sevgisi ve çevreye verdiği önemle başlamıştır.
Çocukluğunu dayısının çiftliğinde geçiren Ulu Önder’in kişiliğini etkileyen unsurlar arasında bitki ve hayvan sevgisi önemli bir yer tutmaktadır. Kuşkusuz, bu doğa sevgisinin ilk belirtileri, O’nun çiftlik yaşamından kaynaklanmaktadır. Çünkü O, yaşamı boyunca çiftlikler kuracak, sahipsiz hayvanları barındıracak, ağaçlandırmaya önem verecek, Ankara’da bir iğde ağacının kesilmesi, bir tayın ölümü, O’nu derinden etkileyecektir.

Aynı zamanda düşünce ve eylem adamı olan Ulu Önder, yüzyılların başkentini, İstanbul’dan alıp Ankara’ya taşıyarak, günümüzde önem kazanan çevre, şehircilik, ağaçlandırma gibi kavramlara daha o yıllarda ışık tutmuştur.
Atatürk’ün manevi kızı Türkiye’nin ilk kadın pilotu Sabiha GÖKÇEN, Atatürk’ün doğa sevgisini anılarında şöyle dile getiriyor;
“Atatürk; toprağını, suyunu, doğasını, kısaca memleketini çok seven bir insandı. Hastayken, bir başka arzusundan şöyle söz ederdi:
“İyileştiğim zaman bir ormana gidelim dere kenarında küçük bir ev yaptırıp, orada yaşayalım.”
Bunu sık sık tekrarlardı. Bir gün arkadaşlarından Salih BOZOK bir tablo getirdi Atatürk’e. Tablo, Atatürk’ün yatağının karşısına, O’nun rahatlıkla görebileceği bir şekilde monte edildi. Bu tablo, Atatürk’ün sık sık sözünü ettiği ve yaşamayı arzuladığı ormanın manzarasını içeriyordu ve Atatürk,son günlerinde hep o manzarayı seyrederek avundu.”
Salih Rıfkı ATAY ise bir kitabında Atatürk’ün doğa sevgisini şöyle anlatıyor; “Atatürk tabiatı ve ağacı çok severdi. Atatürk Orman Çiftliği’ni boz topraktan ormanlık haline getirdi. Ağaçların dikilişini, duruşunu, büyüyüşünü adım adım izledi. Akköprü tarafından Çiftliğe giden yolun etrafındaki boş topraklar meyvelik olmuştu. Bir gün bu meyvelikten geçerken birdenbire şoförüne;
- Dur! Dedi.
Arabadan inerek orada bulunanlara;
- Burada bir iğde ağacı vardı. Ne oldu? diye sordu.
Kimse iğde ağacını bilmiyordu.Atatürk’ün biraz önceki neşesi kalmamıştı.Yol boyunca hep iğde ağacını aradı:
- İğde, yaşlanmış ve çelimsiz bir ağaçtı. Fakat yaşıyordu. Baharda güzel kokular veriyordu, diye sızlandı.
Atatürk, İstanbul’da da büyük ağaçları gördükçe:
- “Bunlar da güzel ama, ben yapraklarının ve dallarının her yıl ne kadar büyüdüğünü gördüğüm ağaçlarımı seviyorum.” dedi.
Vatanı yeşil ve bayındır görmek için çok çalıştı. Yalova’yı, Florya’yı O değerlendirmişti. Bursa’yı bir kaplıca şehri yapmak için uğraşmıştı.
Yazının Devamı İçin Tıklayınız...
|