 ABD'de ve Kanada'da her yıl 10-15 bin kişi radonun yol açtığı akciğer kanserinden ölüyor. Risk altındaki ülkemizde de durum saptaması yapılmalı.
Şükrü ERSOY
İnsan sağlığını tehdit eden çevre tehlikelerinin çoğu insan kaynaklı olmakla birlikte bazıları doğal kaynaklı. Bunlardan en tehlikeli olanı kapalı alanlarda hava kirlenmesine yol açan radon gazı. Radon gazının ortaya çıkışı ölümlere uzun vadede neden olabiliyor. Bu tehlike, kansere neden olabilen diğer hava kirleticileri (benzen gibi) ile pestisidlerin neden olduğu çevre felaketleri kadar tehlikeli. İnsan vücudu çok az miktarda radyasyona dayanıklı olmakla birlikte bu doz artığında tehlike baş gösterir.
Radonun yaydığı radyasyon insan vücuduna sindirim ya da solunum yoluyla girer. Akciğerin en küçük dokularına kadar nüfuz eden radyoaktif partiküller ciğerin dokularına zarar verir. Uranyum madencilerinin üzerinde yapılan bilimsel çalışmalar solunan radonun akciğer kanseri riskini artırdığı gözlendi. Radyasyonun en büyük etkisi yaşayan organizmanın genetik maddesi olan DNA üzerinde olur. DNA'daki bu değişimler mutasyon olarak adlandırılır.Eğer hücrelerde mutasyon olursa, değişiklikler gelecek nesillere de geçebiliyor. Örneğin, Hiroşima ve Nagazaki atom bombalarının radyasyon etkisi, etkilenmiş bireyler ve onların çocukları üzerinde halen devam ediyor.
Bizleri tehdit eden radyasyonun yüzde 82'lik çoğunluğu doğal kaynaklardan (kozmik, kaya ve topraklardan vs), az bir kısmı da (yüzde 11'i) insani kaynaklardan (tıbbi işlemler, nükleer tıp vs) ortaya çıkıyor. Bu doğal kaynakların yüzde 11'lik kısmı da zaten insan vücudunda bulunuyor. Radonun Amerika ve Kanada'da her yıl 10-15 bin kişinin akciğer kanserine yakalanmasına neden olduğu tahmin ediliyor. Bu araştırma Amerika'da her 25 bin kişiden birinin radondan öldüğünü gösteriyor. Bu oran sigarada her 1800 kişide bir kişi, nükleer endüstride 2.6 milyon kişide bir kişidir. Bu nedenle sağlığı tehdit eden radyasyon riskinde radon gazı yüzde 55'le en başı çekiyor.
Son yıllarda artan akciğer kanseri vakalarına neden olarak, tüm ilgiyi doğal radyasyon kaynağı olan uranyum-238'in radyoaktif bozunma ürünü radon çekiyor. Radonun yarılanma ömrü 3.8 gün (91 saat 48 dakikadır). Yani kısa ömürlü bir radyoaktif gazdır. Renksiz, kokusuz ve tatsız olması neniyle kolayca tanınamaz. Bozunma sırasında alfa taneciği yayınlayarak canlı dokuları iyonize eden radon yaşayan organizmaların moleküler yapılarına zarar verir. Radon dışarıdaki havaya karıştığında zararsızdır. Bina, tünel ve maden ocağı gibi kapalı alanlarda yoğunlaşabilir. Binalarda radon gazının yoğunlaşması birkaç yolla olabilir.
1- Radon suda çözünebildiğinden kuyu sularına karışabilir ya da musluk sularından yayılabilir.
2- Binaların temelindeki kayaçlardan sızabilir ve özellikle iyi havalandırılmayan bodrum boşluklarında yoğunlaşabilir.
3- Granit, jips, Portland çimentosu, volkanik cüruftan yapılmış bazı inşaat malzemeleri ile fosfat gübreleri gibi maddelerden yayılabilir.
Fakat en önemlisi temel toprağından sızan radondur. Sızma basınç değişimlerine tepki olarak ortaya çıkar. Bina içindeki alçak basınç radonun temel toprağına çıkmasına neden olurken yüksek basınç ise radonun toprak içinde kalmasını sağlar. Basınç değişimlerini sağlayan koşullar bina üzerinde etkili olan rüzgarlarla olur ve alçak basınç sistemlerinin geçişi gibi meteorolojik faktörler buna etki eder. Sonuç olarak, radon yoğunlaşmaları göreceli olarak kısa vadeli periyodlarla ciddi değişmeler gösterebilir. Yapılan araştırmalara göre Amerika'da yeni tip modern binalar, geleneksel eski tip yapılara kıyasla bu açıdan daha çok risk taşıyor (O bölgenin yapı tiplerini bilmediğimden bu durum ülkemiz için nasıldır doğrusu bilmiyorum). Radonun ana kaynağı olan kayaçlar, granitler, fosfatça zengin kayaçlar, siyah şeyiler, uranyum madeni artıkları, uranyumlu kayaçlardan türemiş buzul çökelleridir.
Zararlı radon birikmelerine karşı temel boşlukları, kapalı alanlar iyice havalandırılmalı. Binaları sızdırmaz kılmak için etkili yöntemler geliştirilmeli. Eğer binalara giren su yeraltı suyundan elde ediliyorsa su borularla binalara taşınmadan önce dinlendirmek için bekletme havuzları inşa edilmeli.
Radon artışı depremin habercisi
Şimdi bu konuyu ülkemiz için değerlendirelim. Radonun kaynağı olan kayaçlar ülkemizde yaygın ve bol biçimde bulunuyor. Örnek verecek olursak Uludağ, Marmara Adası, Batı Anadolu'nun büyük bir bölümü, İstanbul çevresindeki Çavuşbaşı bölgesi granitler üzerindedir. İstersek bu örneklere yüzlercesini ekleyebiliriz. Üstelik yüzde 92'si deprem bölgesi olan ülkemizde aktif fayların hareketlerine bağlı olarak bu kuşaklarda zaman zaman radon gazının artığı yazılı ve sözlü basında sıkça yer alıyor. Bildiğiniz gibi anormal radon gazı depremin ön habercileri arasında olup gelecek depremleri de işaret edebiliyor. Yerleşim alanlarımızın büyük bir bölümü bu kuşaklar üzerinde bulunduğuna göre burada yaşayan vatandaşlarımızın deprem tehlikesi yanında bu tür radyasyon kaynaklı ölümcül kanser riskiyle de karşı karşıya olduğu ortada. Ülkemizde kanser hastalarının yüzde kaçının radon sonucu hastalandığı konusunda bilgi bulunmuyor. Bu konuda tıpçıların, fizikçilerin ve yerbilimcilerin (hatta sosyal bilimcilerin) belli bölgelerde araştırmalar yapması gerekiyor.
İlgili kamu kuruluşlarının projeler oluşturmaları sağlanmalı. Seçilecek pilot bölgelerle ülkemiz için durum saptanması yapılmalı. 1986 yılında Çernobil nükleer santral kazasından sonra sorumsuz yetkili ve bakanlarımızın açıklamaları ve yaklaşımları hâlâ hafızalarımızda. Günümüzdeki kanser vakalarının kaçta kaçının Çernobil'den kaynaklandığını bileniniz var mı? Kurumlarının bu konuda istatistik ve envanter çalışmaları var mı? Böyle çalışmalar için engel nedir? Amerika'nın nükleer kazalar için ayırdığı ödenek iki milyar dolar. İstenirse radon sorununun basit önlem ve çalışmalarla üstesinden gelinebilir.
Prof. Dr.ŞÜKRÜ ERSOY: YTÜ
KANALIZASYON, FOSEPTİK, RADON
Öldürücü bir radyasyon taşıyıcısı olan RADON, hepimizin evine, en kolay yol olarak KANALİZASYONU kullanıyor ve FOSEPTİK KOKUSU kompozisyonuyla bütün yaşanan ortamları işgal ediyor. Her insan, kendi yaşadığı ortamın foseptik kokusuna alışmış olduğu için, foseptik kokusunun varlığını bile farkedemiyor. Dolayısıyle de her an zehirli, mikroplu ve pis kokulu KANSOREJEN havayı teneffüs etmekle başta beyinler olmak üzere bütün bedenler ZEHİRLENMİYE devam ediyor. Eğer bir de pencerele PVC ise, adeta konserve kutusu içerisinde hepimiz kendimizi ölümün ve hastalıkların kucağına itiyoruz. Trilyonlarca ilaç ve tedavi harcamalarımızı düşünün ve bir de yaşadığımız ızdırapları. Genetiği bozulmuş bir nesil için ise birşey söylemiye cesaret edemiyorum. Halbuki insanlık hep iyilere layıktır. Derhal önlemleri almak ve layık olduğumuz insanca yaşayışa geçmek hem görevimiz, hem de kendi üzerimizdeki hakkımızdır. Bu konuda çok isabetli bilgi ve çareler var...
Yazan : NAFIZ YALCIN
Radon gazı ve Yapı ilişkisi...
Önce Radon gazı nedir ona bakalım:
Radyoaktif elementlerin bozunumu sırasında açığa çıkan, radyoaktif özellikler taşıyan, normal şartlar altında gaz halinde bulunan renksiz ve kokusuz bir radyoaktif element.
Nükleer Tıp alanında kanser tedavisinde kullanılmasına karşın kendisi de güçlü bir kanserojendir...
Uçucu olmayan bu gazın havada değil de yerçekimi nedeniyle "su gibi" davrandığını da eklemek gerek. Yani sahne gösterilerinde püskürtülen gaz gibi yerde akacak bir çukurluk buluncaya kadar beklemesi gibi...
Uzun süre kapalı kalan mekanların kullanılmadan önce mutlaka havalandırılması gerektiği uyarısının ilk nedeni olan kanserojen bir gaz.
"Su gibi..." davranıyor olmasına bir ek; "kapilarite-kılcallık" koşullarına da uyum gösterebiliyor oluşudur. Fırsatını bulduğunda en yüksek yapının çatısına kadar tırmanabilecek kadar gözü kara bir gaz.
Ya havalandırma bacalarından, ya tesisat boşluklarından ventil / güçlü hava sirkülasyon sürüklenmesi yoluyla/ vb. etkisi ile olanak veren çelik yapılara bile tırmanabildiği gibi...
Betonarmenin kılcal delikleri kanalıyla da aynı tırmanış garantisini tescil ettirebilmiştir...
Paris'teki Eiffel Kulesi bile bu koşullarda Radon gazı fıskiyesi gibidir.
Ana kayanın yeryüzüne yakın çukurluk bölümlerinde kendiliğinden uzun yıllarda yoğunlaşmasının yanı sıra; temel ya da derin temel kazılarında, kazılan yer yüksek rakımlı bölgede bile olsa; bu, pandora'nın kutusunun açılması ve Radon gazının saçılması anlamına gelir.
Temel ya da derin temel kazısı ile üzeri açılan ana kayadaki yoğun ya da eser miktarda ve uyur durumdaki radyoaktivitenin Radon gazı olarak aktif maceraya atılması kolaylaştırılmış olur...
Radon gazına tepeden tırnağa doymuş durumdaki yapılar, devam edegelen işlemine Radon gazı şelaleleri olarak olanak sağlarlar...
http://www.taek.gov.tr/bilgi/elkitabi_brosur/brosurler/radon/radon.htm
Doğal Radyasyon Kaynakları ve Radon
Bütün canlılar radyasyonla birlikte yaşamakta, hayatın bir parçası olarak dış uzay ve güneşten gelen kozmik ışınlar, yer kabuğunda bulunan radyoizotoplar dolayısıyla toprak ve yapı malzemeleri, su ve gıdalar gibi doğal kaynaklardan ve bunlara ilave olarak da yapay kaynaklardan ışınlanmaktadır. İnsanlar; yaşam standartları, yaşadıkları ortamların fiziksel özellikleri ve coğrafi şartlara bağlı olarak değişiklik göstermekle birlikte yaklaşık 2,5 mSv yıllık doza maruz kalmaktadır. Doğal kaynaklardan alınan dozun en önemli bileşeni, radon gazı ve onun kısa yarı ömürlü bozunma ürünleridir. Bu yolla maruz kalınan radyasyon ortalama yıllık doz 1.3 mSv dir.
Çeşitli Ülkelerde Doğal Radyasyon Kaynaklarından Alınan Yıllık Dozlar
.jpg) Radon Nedir?
Radon, renksiz, kokusuz, tatsız, 86 atom numarası ile periyodik cetvelin soy gazlar sınıfında yer alan; 119Rn-226Rn arasında toplam 28 izotopu bulunan bir kimyasal elementtir. Radon, kaya, toprak ve sudaki doğal uranyumun radyoaktif bozunması sonucunda oluşur. Bozunma şeması aşağıdaki gibidir.
238U ®.....®222Ra ® 222Rn (Radon) ® ......
235U ®.....®223Ra ® 219Rn (Aktinon) ® ......
232Th ®.....®224Ra ® 220Rn (Thoron) ® ......
Bu bozunma zincirinin ana atomları bütün doğal malzemelerde bulunabilir. Bu yüzden radon, tüm yüzey kaya ve toprak parçalarından ve yapı malzemelerinden ortama salınır.
Radon Gazının Sağlık Etkileri Nelerdir?
Radonun reaktivitesi zayıftır. Bu nedenle teneffüs edildiğinde dokulara kimyasal olarak bağlanmaz. Ayrıca, dokulardaki çözünürlüğü çok düşüktür. Ancak, radon bozunma ürünleri, toz ve diğer parçacıklara tutunarak radyoaktif aerosoller oluştururlar. Bu nedenle, taşınarak solunum yoluyla alınabilirler. Bozunma ürünleri kararlı hale gelinceye kadar bozunma devam eder; bozunma sürecinin her aşamasında radyasyon salımı olur. Solunum borusunda olan bozunma sonucunda, bronşal epiteldeki radyasyon dozu artar. Bozunma ürünlerinin bazılarının alfa yayıcı olmaları nedeniyle alfa radyoaktivitesinin biyolojik etkileri önem kazanmaktadır.
Radon gazının teneffüs edilmesi, solunum yetmezliği, baş ağrısı, öksürük gibi akut etkilere neden olmaz. Radyoaktif bozunmaya uğrayan radon gazı, teneffüs edildiğinde akciğerler tarafından tutulabilecek parçacıklara dönüşür. Bu parçacıkların bozunması devam ettiğinde ortaya çıkan enerji, akciğer dokusunda hasara, dolayısıyla, zaman içerisinde kansere sebep olur. Ancak bu, yüksek dozda radona maruz kalmış herkes akciğer kanserine yakalanacak anlamına gelmez.
Sigara, kanser riskini arttırmaktadır. Hem sigara içip hem de yüksek dozda radona maruz kalmış kişilerde kansere yakalanma riski oldukça yüksektir. Sigaranın bırakılıp, maruz kalınan radon seviyesinin düşürülmesiyle kanser riski azaltılacaktır.
.jpg)
Radon Neden Problem Olarak Görülmektedir?
Genelde insanlar zamanlarının hemen hemen %90'ını kapalı mekanlarda geçirdikleri için radona maruz kalmaları önemli bir problem olarak ortaya çıkmaktadır. Binalardaki radon kaynağının büyük bir kısmı, binanın temelindeki toprak ve kayalardır.
Radonun büyük kısmı, binalara, altındaki toprak ya da kayalardan girer. Radon ve diğer gazlar, toprak boyunca yükselir, binanın altında hapsolur.
Hapsolan bu gazlar, basınç oluşturur. Evlerdeki hava basıncı genelde topraktaki basınçtan daha düşüktür. Binanın altındaki bu yüksek basınç nedeniyle gazlar yerden ve duvarlardan, daha çok çatlak ve boşluklardan, bina içlerine sızarlar.
.jpg)
Binalarda Radon Girişleri
1. Zemindeki çatlaklar
2. Yapı bağlantı noktaları
3. Duvar çatlakları
4. Asma kat boşlukları
5. Tesisat boru boşlukları
6. Duvar arası boşlukları
7. İçme suyu
Radon özellikle yeraltı suyu olmak üzere, suda da çözünebilir.Tipik olarak, musluktan akan su içindeki radonun 10000'de biri havaya yayılır. Sudaki radon miktarı arttıkça, bina içindeki radon düzeyi de artacaktır.
İnşaat sektöründe kullanılan yapı malzemelerinde bulunan eser miktardaki uranyum da binalardaki radon düzeyini arttırıcı etmenlerden birisidir.
Binalardaki Radon Konsantrasyonunu Belirleyen Unsurlar Nelerdir?
•Topraktaki ve yapı malzemelerindeki Ra-226 miktarı
•Toprak ve yapı malzemelerinin nem oranı
•Toprak ve yapı malzemelerinde yayılma (difüzyon) potansiyeli
•Toprakla temasta olan yapının yüzey alanı ve izolasyon niteliği
•Bina zemini
•Binadaki havalandırma kapasitesi
•İklim koşulları
•İç-dış hava sıcaklık ve basınç farkı binalardaki radon konsantrasyonunu etkileyen temel unsurlardır.
Radon Konsantrasyon Limitleri
Kapalı ortamlarda radon gazı konsantrasyonunun kontrolu amacıyla gerek ülkeler gerekse uluslararası kuruluşlar tarafından limit değerler belirlenmiştir. Söz konusu limit değerlerin aşılması halinde, radon konsantrasyonunu düşürücü tedbirlerin alınması tavsiye edilmektedir. Uluslararası Atom Enerji Ajansı Temel Güvenlik Standartları (IAEA-BSS) çerçevesinde, radon için tavsiye edilen düzeyler 200-600 Bq/m3 olarak belirlenmiştir. Türkiye'de müsaade edilebilir radon konsantrasyonu ise 400 Bq/m3'tür.
Radon Risklerinin Azaltılması İçin Alınabilecek Tedbirler •Yapı malzemelerinin radyoaktivite analizleri ve doz değerlendirmeleri yapılarak, değerlendirme sonuçları tavsiye edilen radyoaktivite düzeylerinin üzerinde olan malzemeler bina yapımında kullanılmamalıdır. Binaların, özellikle bodrum katlarının toprakla izolasyonu iyi yapılmalıdır. Bodrum katların ve zemin katların tabanına şap, beton vb. dökülmelidir. Toprak ile temas eden yüzeyler sızıntıya imkan vermeyecek şekilde izole edilmelidir.
•Radon düzeyi yüksek olabileceğinden, 20 yıldan eski olan evlerde çatlakların kapatılması, izolasyon ile bakımı sürekli yapılmalıdır.
Yerden ve duvarlardan bina içine sızan radon gazı bina dışına çıkamazsa bina içindeki konsantrasyon artacaktır. Bu nedenle kapalı ortamların havalandırılmasına özen gösterilmelidir.
•Evlerde, kapı ve pencerelerde izolasyon yapıldıysa havalandırma süresi arttırılmalıdır.
•Radonun kanser riskini arttırdığından, kapalı ortamlarda sigara içilmemelidir.
Radon ve Havalandırma

TÜRKİYE ATOM ENERJİSİ KURUMU FAALİYET RAPORU 2006
Bu kapsamdaki hizmetler toplum sağlığı açısından önem arz etmektedir.Vatandaşlarımızın, radyasyon konusunda bilinçlendirilmeleri ve doğal yaşam ortamlarındaki radyasyon kaynakları ve düzeyleri hakkında bilgilendirilmeleri Türkiye Atom Enerjisi Kurumu’nun en önemli görevlerinden birisini oluşturmaktadır. Bu çerçevede Merkez ülke sathında hava, su ve toprakta radyoaktivitenin yanı sıra doğal radyasyonun en önemli kaynağı olan evlerdeki radon gaz yoğunluklarını da ölçmektedir.
Doğal radyasyon
Madde 37 - (29 Eylül 2004 tarih ve 25598 sayılı Resmi Gazete'de yayımlanan Radyasyon Güvenliği Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik ile değiştirilmiştir.)
Doğal ortamlardaki radyasyon seviyeleri gerektiğinde kurum tarafından izlenir, gerekli görülen hallerde ilgili bakanlık, kurum ve kuruluşlarla işbirliği yapılır. Doğal radyasyon kaynaklarından maruz kalınan ışınlanmalara doz sınırlaması uygulanmaz. Ancak, ilk durumu değiştirilmiş olan doğal radyasyon kaynaklarından meydana gelen ışınlanmalara, bu Yönetmeliğin 7 nci maddesindeki radyasyon korunması sistemi uygulanır.
Bu kaynaklardan radon için izin verilen konsantrasyon seviyeleri yıllık ortalama olarak evlerde 400 Bq/m3, işyerlerinde 1000 Bq/m3 değerlerini aşamaz.
Maruz kalınan doğal radyasyon seviyesinin yapı malzemeleri nedeniyle artmasının önlenmesi ve toplum üyelerinin alacağı radyasyonun mümkün olan en düşük seviyede tutulması amacıyla bu malzemelerdeki radyoaktivitenin kontrolü esastır.
Radon doğal olarak oluşan radyoaktif bir gazdır. Yerküre yüzeyinde her-hangi bir yerde bulunabilir. Coğrafik bölgenin jeolojik yapısıyla yakından ilişkili olarak çevreye yayılım göstermektedir. Binalarda birikebilmekte ve kimi zaman yüksek erişimlere ulaşabilmektedir. Son zamanlarda yapılan çalışmalar radonun yüksek konsantrasyonda inhalasyonuna bağlı olarak akciğer kanseri riskinde önemli oranda artım olduğu ortaya çıkmıştır. Avrupa’nın bir çok bölgesinde radon ikinci önemli akciğer kanseri nedenidir. (17,20) Radon periyodik çizelgenin 0 grubunda (soy gazlar] yer alan kimyasal elementtir. Radon renksiz, kokusuz, tadsız bir gazdır. Havadan yedi buçuk kez, hidrojenden ise 100 kez daha ağırdır,-61,8°C derecede sıvılaşır ve -71°C derecede donar. Daha çok soğutulacak olursa yumuşak sarı bir renk vererek parlar. Sıvı hava sıcaklığı olan -195°C derecede turuncu-kırmızı arası bir renk alır. Radyoaktif radyumun stabil özellikteki kurşuna dönüşü-mü sırasında meydana gelir. Radyum 226 nmın bozunumundan yarı ömrü3, 8 gün oları Radon 222 ortaya çıkar. Radon bozunarak alfa ışınımı ile Polonyum 218 e dönüşür. Polonyum 218 in yarı ömrü 3 dakikadır. Radon terimi bazen sadece Radon 222 için kullanılır. Diğer iki doğal izotopu Toron ve Aktinondur. Toron Radon 220 ve Aktinon ise Radon 219 dur. Radon 220 nin yarı ömrü 51,5 saniyedir. Toronun yan ömrü ise 3, 92 saniyedir.
Radon insan aktivitelerinden değil doğal süreçlerin sonucunda insana zarar verebilen çevresel etmenlerden birisidir.Doğal radyoaktif elementler yerkürenin varlığından beri bulunmaktadırlar. Kısa yarı ömürlü olanlar kaybolmuşlardır.
Ancak uzun yarı ömre sahip olan radyoaktif elementler varlıklarını sürdürmektedir. Bunlar arasında radonun ana elementi olan radyoaktif Radyum da bulunmaktadır.Radyoaktivite Marie Curi'rıin Radyum üzerindeki çalışmalarıyla bulunduktan sonra, doğal radyoaktivite iîe ilgili olarak önemli boyutlarda bilim-sel çalışma yapılmıştır.
1900 yılında fizikçi E. Dorn radyum tuzlarının radyoaktif radon gazı çıkardığını buldu.Radon atmosferde bulunan radyoaktif bir gazdır. u2aöserisinden bir izotoptur. Ra226nın radyoaktif bozunumu sonucu oluşmaktadır. (17.20)Parçalanmasıyla diğer radyoaktif elementlere ve daha sonra ise radyoaktif olmayan kurşuna dönmektedir. Biyosferde bol bulunur. Kimyasal açıdan neon, kripton, ksenon gibi nadir elementlerden birisidir. Radyum toprak-ta, kayalarda ve bazı inşaat malzemelerinde çok fazla miktarda bulunmaktadır.
Radon diğer kimyasal elementlerle reaksiyona girmez. Bilinen en ağır gazdır. Yoğunluğu 0 C derecede 9. 72 g/l dir. Havadan sekiz kat daha ağır-dır.Topraktan havaya sızan radon önemli bir kapalı ortam kirletici faktör olarak belirmektedir. Suda eriyebildiğinden bazen sudan havaya geçişi de olabilir. Normal atmosferde hava olaylarına bağlı olarak dilue olur ve düşük konsantrasyonlara ulaşır. Ancak kapalı ortamlarda veya radyoaktif su kaynaklarından oluşan kapalı havuz sistemlerinde yüksek konsantrasyona ulaşabilir.İlk olarak Paracelsus 16. yy da gümüş madeninde çalışanların Almanya'nın Saksonya Eyaletinin Schneeberg kentinde daha yüksek oranda akciğer hastalığından Öldüğünü belirledi. Bu çalışmayı on yedinci ve on sekizinci yy da gümüş, bakır, kobalt madenlerinde çalışanlarla İlgili değerlendirmeler izledi.
Bu hastalık 1879 yılında akciğer kanseri olarak tanımlandı.1900 lü yıllarda radonlu sularda banyo yapmak sağlık açısından yararlı bir uygulama olarak kabul ediliyordu. Giderek radyum içeren bir çok ürün pazarlanmaya başlandı. Çikolatalı şekerlemeler, ekmek, diş macunu gibi ürünlere radon katılıyordu.(21) 1953 lü yıllara kadar ABİ) de radyumlu kontraseptif jel pazarlanmaya devam edildi. Ölçümler ilk kez 1901 yılında Schneeberg madeninde yapıldı ve radonunun yüksek konsantrasyonda bulunduğu belirlendi. Sonuçta o tarihten beri radon-akciğer kanseri ilişkisi ile ilgili kuramlar geliştirilmeye başlandı. 1920 li yuların başında aynı kent madenlerinde ve diğer maden ocaklarında yapılan daha kesin çalışmalar bu ilişkinin varlığını güçlendirdi.
Özellikle Bohemya'da Jachymov bölgesinde maden yataklarında bu çalışmalar ayrıntılı olarak yapıldı. Bütün bu çalışmalara rağmen olayın kesin epidemiyolojik bağları kurulamamıştı. 1940 lı yıllarda uranyum maden etkinlikleri arttı. 1950 li yıllara kadar radon ölçümleri rutin hale gelemedi. 1950 li yıllarda yapılan hayvan deneyleri radonunun fareler üzerindeki kanserojen etkisinin belirlenmesini sağladı. 1960 lı yılların ortalarında gerçekleştirilen epidemiyolojik çalışmalar radonun insanlar üzerindeki potansiyel karsinojenik olasılığının yüksek olduğunu gösterdi. Maden ocaklarında yüksek doz radyumun bulunmasına bağlı olarak bronkojenik karsinoma geliştiğini ileri süren kaynaklar giderek artmaya başladı.
1967 yılında ABD Federal Araştırma konseyi madenlerde radon etkilenimini azaltmaya yönelik önerileri yayınladı. Radonun yarattığı tehlike ile ilgili DSÖ ü 1988 yılında kesinlik kazandı. Ancak etkilenim-risk kesinleşmesiyle ilgili değerlendirmeler tam olarak yapılabilmiş değildir. Ayrıntılı risk değerlendirmelerine olan gereksinim hala sürmektedir. Bunun belirlenmesi ayrıntılı korunma Önlemlerinin ortaya konulabilmesi açısından da çok büyük önem taşımaktadır. 1980 li yıllarda sadece uranyum madenle-rinde değil kalay ve demir madenlerinde de radonla ilgili çalışmalar yapıldı. Ancak etkilenimin şiddeti, süresi, riskin miktarı kesin olarak belirlenebilmiş değildir.
RADON ETKİLENİMİNİN KAYNAKLARI
Toprakta büyük oranda doğal radyoaktif radon bulunmaktadır. Porlardan ve çatlaklardan sızabilmekte, çözünme özelliği nedeniyle suyla taşınabilmektedir. Topraktan radon salimim:
1. Toprağın permebilitesi (dansite, porozite, granülometrik özellikleri)
2. Durumu(kuruluk, suyla tıkanmış olma, donma, karla örtülü olma)
3. Meteorolojik koşullar (Toprak ve hava sıcaklığı, hava basıncı, rüzgar hızı, rüzgarın yönü)
4. Bölgenin yüksekliği ile ilişkilidir.
Ayrıca:
1. Yeraltı sulan
2. Doğal gazlar
3. Kömür
4. Okyanuslar sınırlı da olsa radon salınımı yapabilmektedir.
Yaygın olarak bulunan radonun değişik bölgelerde salınım bakımından farklılık gösterdiği bilinmektedir. Aynı yerleşim bölgesinde bile zamana bağlı olarak değişim söz konusudur. Sonuçta yeraltı kayalarının uran-yum derişimi en önemli radon salınım nedenidir. Granit ve volkanik topraklar, tortul şistler en önemli radon kaynaklarını oluşturmaktadır.Sedimanter topraklarda ise konsantrasyonu düşüktür.
Ancak bazı tebeşir çökelti bölgelerinde de radona rastlanılmaktadır.İspanya kaplıcalarında yapılan değerlendirmelerde bir kaplıcada ölçülen su radon konsantrasyonu 824 Bq/1 oda havasında ise 5000 Bq/lm3 ün üzerinde bulunmuştur. Bu nedenle ülkedeki bütün radyoaktif su kaynaklarının radon konsantrasyonunun Ölçülmesi, burada çalışan tüm elemanların ise radyasyona karşı koruyucu önlemler alınmaksızın çalıştırıl-maması gerektiği belirtilmektedir.
EVLERDE RADON
Konut insan hayatının Önemli bir bölümünün geçtiği yapay ortam koşullarının belirleyicisidir. Konutla sağlık arasındaki bağlantılar öteden beri bilinmektedir. Günümüzde kapalı ortam terimiyle konut içerisindeki kapalı ortam iklimi ve kirlenmesi, biyolojik etkilenmeler, değişik fizik travmalar söz konusu edilmektedir. Konut, işyerleri, kamuya açık yerlerin kapalı alan değerlendirmeleri açısından önemi büyüktür. Kapalı ortamda bir çok kirleticinin oranının, dış ortamdakinin çok üzerine çıktığı belirlenmiştir. Gelişmiş ülkelerde kapalı ortam hava kirliliği 1970 1iyıllarda petrolün pahalanması nedeniyle enerji harcanmasını azaltmaya yönelik önlemlerin alınmaya başlamasıyla artım göstermiştir.Konutta ya da kapalı ortamda fiziksel zararlı etkenler arasında toksik gazları, solunabilir özellikteki asılı parçacıkları, asbest liflerini, radyasyon,(özellikle radon), noniyonizan radyasyon ve sigara dumanını sayabiliriz. Si-gara dumanının içerisinde benzen, xylen, etil benzen, ve styren bulunmak-tadır. Organik yükü fazla sularda kaynatıldığında, kloroform çıkmaktadır. Deodorantların ve mantar Öldürücülerinin içerisinde p-diklorobenzen bulunmaktadır. Bu durumda bir yandan dış ortamı kirleten öğeler ya da dış ortam kirliliği kapalı ortam havasını etkilerden, kapalı ortamdaki kullanılan araç gereç malzeme ve yaşama koşullarına bağlı önemli kirleticilerde bulunmakta, bunlar sürekli olarak birikmektedir. İnşaat malzemeleri, yanan yakıtlar, giyecek ve dokumalar, petrol ürünleri,pestisitler, toprak, değişik tüketim ürünleri, kimyasal maddeler, bitkiler,mikroorganizmalar, hayvanlar kapalı ortam havasının kirlenmesine neden olabilmektedir, hayvanın tozlar, polenler ve mikroorganizmalarla kirlenebilmesi mümkün olabilmektedir. Endüstriyel olarak gelişmiş olan ülkelerde başlıca kapalı ortam kirleticisi olan öğeler Tablo 1 de sıralanmıştır:
Tablo 1.
Kapalı ortam kirleticilerinin kaynakları ve konsantrasyonları.1984 yılında Pennysylvania, Boyer kentinde Limerick nükleer santralın-da teknik danışman olarak çalışmaya başlayan Stanley Watres radyasyon alarmıyla karşılaştı. Daha reaktör çalışmaya başlamamıştı. Watres'in elbiselerinin dikkatle değerlendirilmesi işyerinden değil dışarıdan bir kaynak-tan radyasyon aldığını ortaya çıkardı. Evindeki radyasyon seviyesi3200 pCi/1 idi ve bu değer EPA nın kabul ettiği eylem seviyesi olan 4 pCi/I değerinin sekiz yüz katma karşılık geliyordu. 1980 li yıllara kadar en yüksek ölçülen değer bu iken. daha sonra New Jerseydeki bir evde 3500 pCi/1 değeri ölçüldü.
Evlerde radon ölçümü ilk kez 1956 yılında İsveç'te yapıldı. Bazı evlerde çok yüksek konsantrasyonda radon bulunmasına rağmen fazla üzerinde durulmadı. Bunda sorunun söz konusu ölçüm bölgesine özel istisnai bir durum olduğunun düşünülmesiydi. Ancak 20 yıl kadar sonra tüm dünya-da değişik ülkelerde geniş ölçekli sistematik çalışmalar başlatıldı.Radon kapalı ortamda çevreye yayıldığında giderek miktarı arttığından düşük dozda bile olsa etkisi açısından tehlikeli olabilmektedir. Çevrede ve toprak tabanda bol miktarda bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde radon etkisinin azaltılmasına yönelik Önlemleri açıklayan halka yönelik kaynaklar hazırlanmıştır. Ülkemizde evlerde radon ölçümüyle ilgili çalışmalar bulunmamaktadır. Özellikle özel toprak cinsleri ile sıvanmış kırsal kesim evlerinde, yine toprak tabanlı evlerde bu ölçümlerin yapılmasının yararlı olacağı açıktır.
1980 yılında gelişmiş ülkelerde başlatılan çalışmalar, bazı evlerde: madenler için izin verilen miktarın üzerinde radon yayınımının söz konusu olduğu gösterilmiştir. Ölçüm olmaksızın evlerde radon değerinin tahmini mümkün değildir. Aynı ortamda bulunan evlerde bile farklı değerler elde edilebilmesi mümkündür. New Jersey Halk Sağlığı Birimi akciğer kanserli 400 kadın ve 400 kontrolle ilgili olarak yaptığı karşılaştırmalı değerlendirmede litrede 2 pCi lik bir maruziyetin kanser riskini artırdığını belirlemiştir. EPA litrede 4 pikokürilik değerin düzeltici çalışmaları gerektirdiğini belirtmektedir. Sigara ve radonun aynı ortamda birlikte bulunması akciğer kanseri riskinin çok artmasına neden olmaktadır. ABD de ölçülen her 12 evden birisinin radon değerinin 4 pCi/1 değerinin üzerinde olduğu belirtilmektedir. Evlerde bulunan radonunun büyük çoğunluğu evin yapıldığı yerdeki topraktan gelmektedir. Eğer zemin topraksa, radon kolayca penetre olabilmektedir. Eğer zemin çimento ise radon zamanla oluşan çatlaklardan sızmaktadır.
Ayrıca su boruları, tesisat duvar arası boşluklar radonun sızmasını kolaylaştırmaktadır.Eğer radyoaktif materyalden yapılmışsa duvardan da radon yayınabilmektedir. Özellikle volkanik kayaların kullanıldığı inşaat malzemesi, eğer radon içermekte ise musluk suyu da evlerde bulunan radonun kaynağını oluşturabilmektedir.
Radon gazı evlere:
1. Toprak ve kayalardan evlerin zemin katlarına
2. Yeraltı sularında eriyerek kuyular aracılığıyla
3. Radonlu materyalden yapılmış briket vb. malzeme kullanıldığında evlere girmektedir.
Sağlam çimento duvarlardan radonunun yayılımında başlıca mekanizma difüzyondur. Kullanılan çimento karışımıyla bağlantılı olarak ra-don miktarı değişmektedir. Evin içerisine sızan radon evin içinde kalma eğilimindedir. Çünkü radon havadan ağırdır ve yerde genellikle 50 santimetre mesafede kalma eğilimindedir, ayrıca özel bir mekanizma söz konusu değilse evin içerisindeki basınç dışarıdaki basınçtan biraz daha düşük olma eğilimindedir. Bu nedenle kapalı ortamdaki hava binada kalma eğilimindedir. Ancak yapını sırasında doğal havalandırma mekanizmalarının kurulması, yeterince havalandırma ile bu durum önlenebilmektedir.
Günümüzde petrol krizinden sonra artan bina yalıtım eğilimi söz konusu basınç farkının daha da artmasını sağlamaktadır.Taban tahta döşemesinin altına çakıl ve kırma taş yerleştirilmesi durumunda radon konsantrasyonunda büyük oranda artım olduğu gösterilmiştir. (37,38) Yapılan çalışmalar açık havada yapılan Ölçümün gerçek oranda radon kirliliğini göstermediği, ancak kapalı ve oda ortamını andıran düzeneklerde yapılan ölçümlerle fikir sahibi olunabileceği belirtilmektedir.Japon evlerinde toryum konsantrasyonu ortalama kapalı ortam değeri olarak 15 Bqm3. sınırlar işe 0, 04-8. 2 Bq/m3bulunmuştur. (39) Standardize aktive kömür kutularıyla Hong Kongta değişik yaşlardaki 32 binada yapılan değerlendirmede radon emisyonunun binanın yaşıyla azaldığı sonucuna varılmıştır.
RADONUN SAĞLIK ETKİLERİ
Radon özellikle uranyum madenlerinde çalışanlarda 100 WLM seviye-sinde bronkojenik kansere neden olan bir bozunum ürünüdür. Yapılan çalışmalar 50 WLM seviyesinde de bu tip kanserlerin meydana gelebildiğini göstermektedir. Madenlerde çalışanlarda radon etkilenime bağlı akciğer kanser riskinin arttığını gösteren epidemiyolojik çalışmalar özellikle kapalı ortamda radon kirliliği ile ilgili endişelerin artımına neden olmuştur. Ancak hayvan deneyleri ve epidemiyolojik çalışmaların yapılmasına kadar radonla ilgili kesin bir risk değerlendirme şansı olmamıştır. Günümüze kadar yapılan hayvan deneyleri ve epidemiyolojik değerlendirmeler radonla akciğer kanseri arasında doğrudan ilişki kurulmasını sağlamıştır. İsveçte demir madeni ve Çin'de kalay madenlerinde çalışan işçiler uranyumdan zengin jeolojik tabakalardan geçerken ileri derecede radon etkileniminde kalmak-tadırlar. On yıllarca süren bu etkilenimle ilgili değerlendirmeler madencilerde akciğer kanser riskinin artımının söz konusu olduğunu göstermiştir.Madencilerin etkilenimi çalışma düzeyi (WL) 1,3 x 105MeV potansiyel alfa enerjisi salan herhangi bir radon ve türevleri karışımıdır.WLM değeri ise 170 saatlik çalışma ayında 1 WL değerinin sürekli etkisinde kalmadır. Evlerde 1 WL 200 pCi/L değere karşılık gelmektedir. EPA evsel etkilenimle ilgili olarak 4 pCi/L radon konsantrasyonlarında ve üzerinde giderici çalışmaların yapılmasını gerekli görmektedir.
Ancak bu değerlendirmelerle ilgili bazı sorunlar bulunmaktadır:
1. Madenci çalışmaları genellikle erişkin çağda göreceli olarak sınırlı süre ve dönemlerde etkilenim altında kalan erkek madencilerde yapılmıştır.
2. Madenciler tozlu ortamda çalışmak gibi akciğer kanser riskini artıran diğer faktörlerle de karşılaşmaktadırlar.
3. Madencilerin büyük çoğunluğu ağır sigara içicisidirler.
4. Etkilenim zamanındaki yaşın etkisi bilinmemektedir. 5. Belirli bir etkilenim düzelinde hesaplanan risk çalışmanın tipine göre 3 kata kadar varan değişim göstermektedir. 6. Süre ve etkilenim şiddeti arasındaki ilişki kesin olarak ortaya konamamıştır. Yani 400 Bq/m3lük bir doza on yıl etkilenimin bir vıl 4000 Bq/ nr3doza eşdeğer olup olmadığı bilinmemektedir. Radon hızlı bozunur.
Sonuçta meydana gelen ürünler kendisini havadaki parçacıklara bağlar.Bu parçacıklar solunum sistemiyle alındığında bronşiyal ağacın değişik kademelerine kadar ilerler. Radyoaktif parçalanma süreci burada sürdüğün-den, alta parçacıkları yaymayı sürdürürler. Alfa parçacıklarının penetrasyon güçlerinin az olmasına rağmen bronş ve bronşiyoilerin yüzeysel hücrelerine penetre olabilecek yeterliktedir.ABD de bütün kanser ölümlerinin %10-12 sinin evsel radon etkilenimine bağlı olduğu belirtilmektedir.
Radon etkilenimine bağlı olarak ABD de her yıl 20 000 akciğer kanseri olduğu hesaplanmaktadır. Ancak yapılan bir değerlendirmede sigara ve radon etkileniminin bir arada yaptığı etkinin belirlenmesi aditif ve çoğaltıcı bir ilişkinin bulunduğu sonucunu vermektedir. Sigara ve radonunun birlikte etkilemesi tek tek yaptıklarından en az on kat daha fazla oranda akciğer kanserine neden olmaktadır. Radonla ilgili olarak hesaplanan risk Tablo 3 de verilmiştir.
Tablo 3:
Radonla ilgili olarak hesaplanan risk (Risk 70 yıl süre ile, zamanının %75 ini evde geçiren kişiler esas alınarak hesaplanmıştır)
Evsel radon etkilenimiyle akciğer kanseri arasında az. istatistiksel olarak önemsiz bir risk artımı olduğunu ileri süren yayınlar da olmakla birlikte ilişkinin yasal düzenlemelerle gerekli önlemlerin alınmasını gerektirecek kadar kuvvetli olduğunu gösteren kanıtılar daha güçlüdür.Radyasyon etkisinde kalan hücreler aldıkları radyasyon enerjisine bağlı olarak canlılıklarını yitirebilir, sterilize olabilir veya mutasyona uğrayabilir. Bu mutasyona bağlı olarak meydana gelen kanser süreci diğer karsinojenlerin neden olduğu sürecin hızlanmasına da neden olabilir. Bronşiyal ağaçta yapılan ölçümler iç duvarda birikimin daha yüksek olduğunu göstermiştir. Radona bağlı olarak meydana gelen risk dozla artar. Etkilenimin şiddetine ve etkilenim süresine bağlıdır. Bu parametreler miktarı belirler. Bu parametreler bronşiyal hücreleri etkileyen alfa parçacık miktarını belirlemektedir.Toplumun büyük bir kesimi kapalı ortam nedeniyle radon etkilenimiyle karşılaşma riskine sahipse, kapalı ortam ölçümleri ve buna bağlı etkilenim tahminlerine dayanılarak yapılan epidemiyolojik değerlendirme ve izlemeler özellikle önem taşımaktadır.Radonun akciğer kanseri etkisi doğrudan radonun kendisine değil bozunum ürünlerine bağlıdır.
Polonyum 218 in akciğerlerde birikimi sonucu meydana gelen alfa parçacıkları bir veya iki DNA sarmalını koparmakta ve bu mutasayon başlamış olan kanserojen etkilerin hızlanmasına veya yeni bir sürecin başlamasına neden olmaktadır. Lösemi, böbrek kanseri, malign melanoma ve diğer kanserlerin dekapalı ortam radon kirliliği ile ilişkili olabileceğini ileri süren görüşlerde bulunmakla birlikte bu konuşla ilgili madenci değerlendirmeleri söz konusu görüşleri desteklememiştir.
Kurşun, radon, tütün dumanı, asbest, pestisitler. cıva. karbon monoksit ve elektromanyetik alanların çocuklar üzerinde daha yıkıcı etkisi olacağını ileri süren görüşler bulunmaktadır. Hiroşima ve Nagazakiden sonra yaşayan kişilerin kapalı ortam radon etkilenimini belirlemek üzere yapılan bir çalışmada iki kentte de düşük et-kilenim bölgelerinde akciğer kanserinden ölüm oranlarında istatistiksel olarak herhangi bir farklılık bulunmamıştır. Ancak görünür değerler Hiroşima için daima Nagazakinin üzerinde çıkmıştır. Bunda atom bombasının ve radon etkileniminin akciğer kanseri yönünden birbirini artırıcı bir yön olabileceği sonucu çıkarılmaktadır.
RADON ÖLÇÜMÜ
Radon kapalı ortamda çevreye yayıldığında giderek miktarı arttığından düşük dozda bile olsa etkisi açısından tehlikeli olabilmektedir. Çevrede ve toprak tabanda bol miktarda bulunmaktadır. Gelişmiş ülkelerde radon etkisinin azaltılmasına yönelik önlemleri açıklayan halka yönelik kaynaklar hazırlanmıştır.
Ülkemizde evlerde radon ölçümüyle evlerinde, yine toprak tabanlı evlerde bu Ölçümlerin yapılmasının yararlı olacağı açıktır. 1980 yılında gelişmiş ülkelerde başlatılan çalışmalar, bazı evlerde; madenler için izin verilen miktarın üzerinde radon yayınımının söz konusu olduğu gösterilmiştir. Radon konsantrasyonunun ölçümüyle ilgili bir çok araç. gereç ve yöntem vardır. Bunların hemen büyük çoğunluğu alfa parçacıklarının ölçümü esasına dayanır. Bu araçlarla değişik bozunum aşamalarında ortaya çıkan alfa parçacıklarının miktarı ölçülür. Belirli bir bölge veya ev için genel bir değerlendirme yapılmaktadır. Bu yolla binaya radon giriş bölgeleri belirlenir.
Bu yolla düzeltici Önlemlerin alınması mümkün olur.Riskin genel değerlendirmesini sağlayan yöntemler 20 dolarlık bir mali-yete sahiptir. Oldukça etkili olan bu araçlar özellikle oturma ve yatak odaları olmak üzere kişilerin uzun süreli olarak oturdukları yerlere konur. Değerlendirme Önceliği olan diğer bina bölümleri ise atölyeler ve bürolar-dır. Nadiren havalandıran ve kullanılan yerlerle, bodrumlara konulmaması gerekir. Çünkü burada yapılan ölçümler gerçek insan etkilenim sonuçlarını yansıtmayacak tır.Havada radon ve bozunum ürünlerinin ölçümüyle ilgili bir çok farklı teknik vardır. Havanın aktif veya pasif olarak alınışına göre iki gruba ayrılabilir. Yani herhangi bir pompa kullanılmaksızın ya oda elektriksel güç kaynağı kullanılarak örnek alınabilir.Tek ölçümlü teknikte dakika ile ölçülebilir sürelerde ölçüm yapıldıktan sonra sonuç mümkün olan en kısa sürede değerlendirilir.
Sürekli ölçüm tekniği ile ise analiz eş zamanlı olarak veya kısa bir süre geçtikten sonra yapılır. Entegre ölçümler ise günler veya bir yıl ölçümden sonra yapılmaktadır. Süreninin uzunluğu oranında zamana bağlı değişimlerin genel etkisi daha kolay belirlenir. Kapalı ortam ölçümlerinde kullanılan aktive kömür kutularında su bu-harı etkisine bağlı olarak emilişin azalabileceği görüşleri doğrulanmamış-tır. Radon ölçümüyle ilgili daha karmaşık yöntemler de vardır. Bunlardan birisi difüzyon katsayısının hesaplanmasıdır.
RADONLA İLGİLİ OLARAK ALINMASI GEREKEN ÖNLEMLER
Bazı Avrupa ülkelerinde yıllık radon konsantrasyonundaki azalım hedefleri Tablo 4 de gösterilmiştir.
Tablo 4:
Bazı Avrupa ülkelerinde evlerde yıllık ortalama radon kirliliğinde azalım hedefleri Avrupa topluluğu ile ilgili değerlendirmeler ortalama bir Avrupa vatandaşının her gün 19,2 saatini kapalı ortamda geçirdiği (zamanının %80 ini)varsayılarak hesaplanmıştır.Ev inşaatından Önce radonla ilgili risk göz önüne alınmalıdır, özel kapalı ortam koşullarında bölgedeki radon emisyonunun ölçülmesi gerekmektedir. Radon ölçümlerinin mevsimsel, zamana bağlı hatta gece ve gündüz farklılıklarını da gösterecek biçimde yapılması gerekmektedir.Konut hijyeni açısından havalandırmanın önemi tartışılmaz. Kapalı ortam kirliliğinin önlenilmesi açısından da bu çok büyük önem taşımaktadır.
Havalandırma kapalı ortam radon kirliliğinin azaltılmasına da önemli boyutta katkıda bulunmaktadır. Evin aynı zamanda ısıtılması gerekir. Evin ısıtılması evin içinde zemine göre negatif bir basınç yaratmaktadır. Bu etkiye bağlı olarak binanın içerisine radonunun girmesi kolaylaşmaktadır.Radonla ilgili sorunun çözümü iki önemli zorunluluk arasındaki bu çelişkinin dengelenmesinden ibarettir.Üst camların açılması baca etkisi yapmaktadır. Sonuçta sıcak hava çıkmakta ve zeminden soğuk havanın girmesini sağlamaktadır. Bu nedenle evin havalandırmasında üst pencerelerin yerine alt pencerelerin açılması tercih edilmelidir. Zemin katlara pasif havalandırıcılar da takılabilir.Bacalar ve aktif havalandırıcılar da tabandan radon alımını engelleyici etki yapmaktadır. Girişi zeminden yeterince yüksek ve yeterli akım hızına sahip girişlerden yapılmalıdır. Soğuk havanın zeminden alındığı sistemler engellenmelidir.İlk adım değişik yerleşim yerlerinde ve kullanılan bina teknolojisine göre radon kirlilik düzeyinin ölçülmesidir. Radon kirliliğinin yüksek olduğu binalarda nedene yönelik değerlendirmeler alınması gereken koruyucu önlemleri de birlikte getirecektir.
Bu önlemler arasında:
Tabanlar ve tavanlarla duvarların birleşim yerleri, su sistemleri ve boruların giriş çıkış yerlerinin iyice tıkanması gerekir. Tabanın toprak olması durumunda üzerine poîletilen bir naylon örtüldükten sonra çimento dökülmesi en uygun yöntemdir.Köy evlerinde bu yöntem yararlı olabilir.Zeminden binanın içerisine radonun girmesini engelleyecek en önemli uygulamalardan birisi binanın üst bölümlerinden aşağı bölümlerine doğru basınçlı havanın üflenmesidir. Ancak bu sistemin teknik tüm ayrıntılarının dikkatle değerlendirildikten sonra etkili olabileceği unutulmamalıdır. Bu önlemlerin yetmemesi durumunda özel havalandırma sistemleri gerekmektedir.
Alınması gereken Önlemler Özetlenecek olursa:
1.Giriş çatlaklarının ve yerlerinin tıkanması (geçirgen olmayan bir çimento tabakasıyla toprağın örtülmesi), 2.Hava akımının bina içerisinden toprağa doğru olmasının sağlanması.
3.Suyun radon kapsamının azaltılması (suyun havalandırılması, karbon filtrelerden geçirilmesi],
4.Radyoaktif içeriği düşük materyal kullanılması,
5.Havanın süzülmesinde elektrostatik presipitasyon yapan temizleyiciler mekanik filtreler, negatif iyon jeneratörü tipi temizleyiciler kullanılması
6.Yeni inşaatların yapımında radon kapsamı az olan materyalin kullanılması.
7.Havalandırma sisteminin duvarın üst seviyesinden havayı atıp, alt seviyeden hava almak içimindeki döngüsünün tersine çevrilmesi. Tabana yakın olan radon gazının oda atmosferinin üst tabakalarına çıkmasının engellenmesi
8. Binalarda doğal havalandırma sistemlerine ağırlık verilmesi.
9. Eğer alman temsil edici örneklerde bölgede radon kirliliği tehlikesi yüksekse toplum bireylerinin kendi ev radon izlemelerini yapma yönünde özendirilmeleri. Radon emici cihazların ölçümünün yaptırılabileceği merkezlerin kurulması. Ölçüm bedelinin radon absorban satış bedeline eklenerek toplum katılımının sağlanması gerekir.
10. Ulusal veya bölgesel kartografik çalışmalar aracılığıyla veri eksikliği veya yetersizliği olan bölgeler sürekli izlenmelidir.
11. Konuyla ilgili olarak yeterli bir risk iletiyim ağı kurulmalıdır. Toplum bireylerinin duyarlığı arttırılmalıdır.
12. Radon konsantrasyonu yüksek bölgelerde toprak tabanlı kırsal kesim evlerinde tabana polietilen bir örtü serildikten sonra üzerine çimento dökülmelidir.
Literatürde değişik radon azaltma tekniklerinin karşılaştırılmasına yönelik çalışmalar giderek artmaktadır.
KAYNAKLAR
1. Tacher, Alyce Bezman, Principles and Pracüce of Envirorrmental Medicine, Penum Medical Book Company, New York and London, 1991.
2. Moeller. D. W. Environmental Health, Harvard University Press. Carnbridge, London. England, 1992.
3. Güler, Ç. Çevre ve Sağlık Üzerine Etkileri. Sağlık. Toplum ve Çevre Bülteni, 1, 3, 3 - 8. Mart 1991
4. Güler, Ç. Çevre ve Sağlık, Tıbbi Dokümantasyon Merkezi Yayınları, ISBN - 975 - 7431 - 01 - X Ankara, 1992
5. Güler, Ç. Çevre Hekimliği, Sağlık, Toplum ve Çevre Bülteni, 4, 37, 1 - S, Ocak 1994.
6. Last, J. M. , Wallace. R. B. Maxcy - Rosensu - Last Public Health And Preventive Medicine, Appleton Lange, Newyork, 1992.
7. Güler. Ç. Ekoloji, Sağlık ve Sosyal Yardım Vakfı. Dergisi, 1, 3. (2 - 6), Temmuz 1991.
8. Nebel, B. J. Environmental Science, Third Ed. , Prentice Hail, Engle- wood Cliffs, 1990,
9. Güler, Ç. , Çobanoğlu, Z. Elektromanyetik Radyasyon, SB, Ankara, 1994.
10. Heah, Clark W. Electromagnetic Field Exposure and Cancer: A Revi- ew of Epidemiological Evidence, CA-A Cancer Journal For Clinicians, 46, 1, Jan-feb, 29-44, 1996.
11. Milham, S. Jr., Mortality from Leukemia in Workers Exposed to Electrical and Magnetic Fields, N. EnglJ. Med, 307, 249. 1982.
12. Wertheimer N, Leeper, E. Electrical Wiring Configurations and Childhood cancer, Am J Epidemiol 109, 273-284, 1979. 1
3. National Radiological Protection Board, Electromagnetic Fields and the Risk of Cancer, Documents of The NRPB, 3. 1. 1992.
14. Sağan, L. A. , Epidmiological and Laboratory Studies of Power Fre-quency Electric and Magnetic Fields, JAMA, 268, 625-629. 1992.
15. US Congress, Office of Technology Assessment; Biological Effects of Power Frequency Electric and Magnetic Fields, Background Paper (OTA- BP-E53) Washington DC, Government Printing Office, 1989.
16. Monson, RR. Epidemiology and Exposure to Electromagnetic Fields. AmJ Epidemiol(Editorial), 307, 884-885, 1993.
17. Harley, N. H. Harley, J. H. Potential Lung Cancer Risk From IndoorRadon Exporsure. Ca, A Cancer Journal for Clinician. 40. 5, 265-275.Sept/Oct, 1990.
18. NCRP : Evaluation of Occupational and Exposures to Radon and Radon Daughters in Md, National Council on Radiation Protection, 1984.
19.EPA, Radon Reduction Methods, A Home Owners Guide. US Envi- ronmental Protection Agency Report EPA - 86 - 005. Nasington DC. Envi- ronmental Protection Angency, 1986.
20. Harley, N. H. , Harley, J. H . Potential Lung Cacer Risk From Indoor Radon Exposure, Ca, A Cancer Journal for Clinician, 40, 5, 265 - 275, sept/oct, 1990.
21. Botkin, D. . Keller. E. Environmental Science, John Willey Sons, 1988.
22. B. Cooke, T. F. Indoor Air Pollutants, A. Literatüre Review, Reviews on Environmental Health, 9. 3. 1991
23. NCRP : Evaluation of Occupational and Exposures to Radon and Radon Daughters in the United States, National Council on Radiation Pro tection Report No. 78, Bethesda, Md, National Counciî on Radiation Pro tection, 1984.
24. Hornung R. W. Meinhardt, T. J. Quantitati ve Risk Assesment of lung Cancer in US Uranium Miner, Health Phys 53:417-430, 1987.
25. Muller, J. Kusiak, R. Ritchie A. C. Factors Modifying Lung Cancer Risk in Ontario Uranium Miners, 1955-1981. Ontario Ministry of Labour Report, Toronto, Ministry of Labour, 1989.
26. Sevi, J. Kunz E. Tomasek L, et al, Cancer in Man After Exporsure to Rn Daughters. Health Phys 54, 27, -46, 1988.
27. Yonehara H; Aoyama T; Radford EP; Kato H: Sakanoue M, Radon concentrations in Residential Housing in Hiroshima and Nagasaki. , He alth Phys. 1995 May. 68(5). P 683-8.
28. Soto J; Fernandez PL; Quindos LS; Gomez-Arozamena J, Radioac- tivity in Spanish Spas. Sci Total Environ. 1995 Jan 27. 162(2-3). P 187-92.
29. Bard, D. . Tirmarche, D. , Radon, WHO, Regional Office for Europe, March, 1996.
30. Nero, A. V. Jr. Controlling îndoor Air Pollution. Scientifıc Anıerican, 258(5), 42-48, 1988.
31. EPA, Radon Reduction Methods, a Home Owners Guide. US Envi- ronmental Protection Agency Report OPA-86-005. Wasington DC. Envîron-mental Protection Agency. 1986.
32. Schoenberg, J. Klotz, J. A Case Control Study of Radon and Lung Cancer Among New Jersey Women, New Jersey State Department of Health Technical Report. Plase
33. EPA îndoor Air Quality Implementation Plan, Washington, D. C. EPA/600/6-87/002A. 1987.
34. Kerr, R. A. The Deadliest Pollutant, 240, 606-608. 1988.
35. Renken KJ; Rosenberg T. Laboratory Measurements of The Trans- port of Radon Gas Through Concrete Samples, Health Phys. 1995 Jun. 68 (6). P 800-8.
36. Robinson AL; Sextro RG, The influence of a Subslab Gravel Layer and Öpen Area on Soil-Gas and Radon Entry into Two Experimental Base- ments. , Health Phys. 1995 Sep. 69(3). P 367-77.
37. Ennemoser O; Oberdorfer E; Brunner P: Schneider P: Purtschel- ler F; Stingl V; Ambach W, Mitigation of İndoor Radon in An Area with Unusually High Radon Concentrations. Health Phys. 1995 Aug. 69(2). P 227-32.
38. Yamasaki T; Iida T. Measurements of Thoron Progeny Concentration Using a Potential Alpha-Energy Monitör in Japan. Health Phys. 1995 Jun. 68(6). P 840-4.
39. Yu KN: Chan TF; Young EC, The Variation of Radon ExhalationRates from Building Surfaces of Different Ages, Health Phys. 1995 May.68(5). P 716-8. 41. Lubin JH; Steindorf K, Cigarette Use and The Estimation of Lung Cancer Attributable to Radon in The United States. Radiat Res. 1995 Jan. 141(1). P 79-85.
40. USA, Environmental Protection Agency, Radon Measurement inSchools, EPA 520/1 89-010Office of Radiation Programs, Washington, D. C. 1989.45
41. Alavanja MC: Brownson RC: Benichou J: Swanson C: Boice JD Jr, Attributable Risk of Lung Cancer in Lifetime Nonsmokers and Long- tcrra Ex-smokers . Cancer Causes Control. 1995 May. 6(3). P 209-16.
42. Kinsara AA: Loyalka SK; Tompson RV; Miller WH: Holub RF, De-position Patterns of Moiecular Phase Radon Progenv (218Po) in Lung Bifur-cations. . Health Phys. 1995 Mar. 68(3). P 371-82.
43. Axelson O. Cancer Risks ironi Exposure to Radon in Homes., Envi- ron Health Perspect. 1995 Mar. 103 Suppl 2P 37-43.
44. Little DN, Children and Environmental Toxins.. Prim Çare. 1995 Mar. 22(1). P 69-79.
45. UNSCEAR. Report of The General Assembly with Scientific Annexes.Newyork, UNSCEAR. 1993.
46. Hughes, J. S. . O'Rirdan, M. C. , Radiation Exposure of the UK Po- pulation, Chilton, National Radiation Protection Board. NRPB-R263, 1993.
47. Scarpitta SC. A Theoretical Model for 222Rn Adsorption on Activated Charcoal Canisters in Humid Air Based on Polanvi's Potential Theory. , He alth Phys. 1995 Mar. 68(3). P 332-9.
48. ICARP, Protection Against Radon 222 at Home and Work, A Report of Task Group of The International Commission on Radiological Protection. ICRP Publication No. 65. Newyork. Pergamon. 1993.
49. UNSCEAR, Sources and Effect of Ionizing Radiations. United Nati- ons Scientific Comrnities on The Effect of Atomic Radiation, UNSCEAR, NewYork, 1993.
50. -, Radon in Water and Air. Resource Highlights. University of Maine and Maine Department of Human Services, Feb. . 1983.
51. Gadd MS: Borak TB. In-situ Determination of The Diffusiorı Coeffi- cient of 222Rn in Concrete. , Health Phys. 1995 Jun. 68(6). P 817-22.
52. EPA, Radon Reduction Techniquees for Detached Houses, Technical Guidance, EPA 625/5-86-019. Resareh Triangle Park. Air and Energy En- gineering Research Laboratory Office of Research and Development, US Environmental Protection Agency, 1986.
53. Osborne, M. C. , Radon Resistant Residential New Construction,EPA 600/8-88/087, Research Triangle Park N. C. , 1988.
54. FiskWJ: Prill RJ; Wooley J: Bonnefous YC: Gadgil AJ: Riley WJ, New Methods of Energy Efficient Radon Mitigation. Health Phys. 1995May. 68(5). P 689-98.
55. Brenner, D. J. Radon Risk and Remedy, W. If. Freernan, New York, 1989.
56. Hurlburt. S. . Radon:A Real Killer or Just An Unolved Mystery? Wa- terAYell JournalJune. 34-41, 1988.
57. Egginton , J,. Menace of Whispering Hills. Audubon, 91(1)28-35 Jan 1989.
58. Lubin JH: Boice JD Jr; Edling C; Hornung RW: Howe GR: Kunz E: Kusiak RA: Morrison HI: Radford EP; Samet JM: et al, Lung Cancer in Radon-Exposed Miners and Estimation of Risk from îndoor Exposure., :J NatI Cancer Inst. 1995 Jun 7. 87(11). P 817-27.
59.Samet. J.M. et al.Review of Radon and Lung Cancer Risk,Risk Analy-sis, 10:65-75, 1990.62.Harley. N.H. et al. Potential Lung Cancer Risk from îndoor Exposure, Caa Cancer Journal for Clinicians, 40, 265-275. 1990.47
|